Hollanda Seyahati Düşünenler İçin…
Avrupa seyahatleri için genelde tur operatörlerini tercih edenlerden ziyade bu yazımda kendi başına gitmeyi, dümene kendisi geçmeyi planlayanlar için önerilerimi kaleme alacağım.
Hollanda’yı aklınızdaki seyahat planının ilk sırasına yerleştirmenizde fayda var. Klasik başkent (Paris, Berlin, Amsterdam, Viyana, Roma ve diğer ülke başkentleri) merakından ziyade artık şehirleşmiş betonlaşmış yapılardan kaçılan şu dönemlerde mis gibi doğallıklarla dolu Hollanda köylerini, kasabalarını kiralayacağınız aracınız ile kendi istediğiniz rotaya direksiyon kırdığınız bir gezi olmalı. Keşke hiç bitmese ile dolu, muhteşem doğasıyla, kasabalardaki o sıcak ve samimi restoranlarıyla zaman geçirebileceğiniz küçük bir başlangıç olmalı Hollanda. Gün içinde kahve içmek için bile ülke değiştirebileceğiniz küçüklükle ama gezdikçe büyüyen görülecek daha çok yeri olan bir ülkedir Hollanda. Elbette Amsterdam’ı da göreceksiniz ancak o meşhur kanal turlarını yaparken göreceksiniz. Tekneye bineceksiniz ve sizi sayısız kollara ayrılan o kanallardan şehrin tam da ortasından güzel bir anlatım ile saatlerin nasıl geçtiğini anlamadan ineceksiniz tekrar. Sonra koşturup Amsterdam’ın göbeğinde meşhur kraliçenin kışlık sarayının olduğu meydandan AMSTERDAM yazısına doğru yürürken bulacaksınız kendinizi. Bu arada arabanız biraz pahalı bir otoparkta yaya olarak yaptığınız geziyi hızlandıran bir faktör olacak bekliyor olacak!
Marken, Volendam hemen yanı başınızdaki küçük bir doğa harikası gibi sizi bekliyor olacak. Hiç zaman kaybetmeden kuzeye yol almalısınız. Leeuwarden, Groningen tam kuzeyde deniz kıyısında Friesland bölgesinde yer alan bambaşka güzelliklerde dolu bölgesidir. Giderken iç deniz üzerinde yer alan meşhur otobandan Harlingen üzerinden gitmenizi şiddetle tavsiye ederim. En azından giderken olmasa bile dönerken bu rota üzerinden gelmelisiniz. Harlingen bir liman şehri gibidir. Enfes balık kızartmaları tadına doyamayacağınız deniz mahsulleri ile ünlüdür.
Yol boyunca rüzgar güllerine kapılıp gideceksiniz. Çarşaf gibi dümdüz ve yemyeşil tarlalar üzerindeki koyunları, inekleri otlayan hayvanları, çiftliklerin düzenini gördükçe iyi ki self bir gezi oluyor daha nereler var kim bilir deyip yolunca devam edeceksiniz. Direksiyon başında eliniz sürekli fotoğraf makinasına gidecek ancak aman dikkat! Bu konuda fazla hassas bir ülkedesiniz. Zaten olması gerekende istediğiniz her yerde mola verip tadını çıkarmak değil midir?
Akşam olunca otele çekilmek yok. Sessiz sandığınız o şehirlerde hemen her eğlence mekanı tıka basa dolu ve sabaha kadar güvenle eğlenebileceğiniz ortamlarla çevrili.
Gemiden evler, restoranlar görünce şaşırmak yok. Üstelik meşhur pancake gemisine binip ballı pancake yemeden gelmek en büyük hata olur.
At çiftliklerinde at binmek mi? Tabii ki eşsiz bir deneyim…
Güneyde Eindhoven Belçika ve almanya sınırında görülmesi gereken bir sanayi ve tarım şehri denilebilir. Harderwijk tam ortasında sayılır. Walibi World’ü gitmeden inceleyin ve yaz dönemine denk geliyorsa seyahatiniz internetten biletinizi alıp muhteşem bir gün geçirin. Amusement Park’ı her ne kadar Amerika ile kıyas yapılamasa bile ilk deneyimi olacaklar için hiç unutulmayacak bir deneyim olacak.

